Tuğba Nohutlu
Tuğba Nohutlu
Giriş Tarihi : 14-05-2019 09:03
Güncelleme : 15-05-2019 19:01

BAŞROL OYUNCUSU SİZSİNİZ

 

Hayatınızın başrol oyuncusu sizsiniz ve çevrenizdeki herkes ise sizin yolculuğunuza katkı olacak olan rol arkadaşlarınız deseydim…

 

Hiç bu şekilde baktınız mı daha önce hayatınıza? Bazılarınız için ‘’Evet’’ ama çoğunuz için ‘’HAYIR’’…

 

Belki de daha önce kendinizi başrolde olacak kadar önemsemediniz.

 

Peki şimdi beyninizde yanan bu ampulle gözleriniz sol üst köşeye bakarken hayatınızı tekrar en baştan ileriye doğru sarıp gözden geçirmeye başlamaya ne dersiniz?

 

Düşünün ki sizinle ilgili bir sinema filmi çekilecek ve tabi ki sizin filminizde başrolü siz oynuyorsunuz. Filmin konusu ise insan deneyimi yaşamak için Dünya’ya gelmeyi seçmiş sizin, ruhani yolculuğunuzdaki ihtiyacınız olan ruhani yükselişe geçmek.

 

Bence gayet güzel bir film konusu oldu, ben gizemli filmleri çok severim.

 

Önce sizin onlara katkı olacağınız ve onların da size katkı olacağı anneyi – babayı seçtiniz. Dünya’ya da tatlılar tatlısı bir bebek olarak geldiniz. İşte yolculuk sizin için anne karnında başlıyor.

 

Hayatımızın 0-7 yaş arası olan okul çağına kadar olan kısmı yani hiçbir şekilde hatırlamadığımız dönemi oldukça önem arz ediyor çünkü bilinçaltı bu yaşlar arasında oluşumunu hemen hemen tamamlayıp bitiriyor. O dönemlerde bilinçaltımız ailemizden ve çevremizden topladığı bütün bilgileri adeta bir sünger gibi çekiyor ve program yazılımımız başarılı bir şekilde sürecini tamamlıyor. Ve sonrasında da bu yedi yıllık süreçte oluşturulmuş olan yazılım bizim bütün hayatımızı yönetiyor. Ne kadar harika değil mi?

 

Evet bu filmin giriş kısmı, şimdi gelelim gelişme bölümüne… Bu bölümde ise sadece ve sadece mücadele, rekabet ve savaş var o kadar.  Daha huzurlu bir şeyler ummuştunuz değil mi? Üzgünüm, bunların ötesi yok çünkü program hatalı yazılmış.

 

Şimdi anlatmak istediğim konuyu toparlamam gerekirse biz hayatı çok ciddi sandığımız kuralcılık sınırından yaşıyoruz. Bu ciddiye aldığımız kuralların - ki bunları bu toplumda herkesin aynı şekilde yapması bize öğretiliyor- içinde insanlar, ilişkiler, bize söylenen sözler ve yapılan haksızlıklar, eğitim, tonlarca sınav, eş bulma, evlilik, çocuk, iş ve kariyer, para, emeklilik, torun sahibi olma ve son… Sanki hepsi tam takır yolunda olmalı ve hepsi de kendi konusunda en iyisi olmalı gibi… Buradaki mücadeleye bakar mısınız? Küçücük bir pürüzde hemen hayatımızı kötü giden olarak ilan etmeyi de çok seviyoruz. Aslında herkesin sanal olduğuna inandığı bu hayatı bu kadar somut, kontrolcü ve rekabetçi yaşamak niye?

 

Kimsenin kafasını kaşıyacak vakti yok. İş hayatı, ev hayatı derken hepimiz oradan oraya sürüklenip duruyoruz. Peki niye? Niye buradayız? Sadece bütün bunları yapmak için mi?

 

Sabah kalkıp alamadığımız uykumuzu yüzümüze çarpan soğuk su ile açmaya çalışıp sonra çocuğun kahvaltısı, okul hazırlığı, servisi, kendi giyimin, işe yetişme çaban, bütün gün iş stresi, akşam eve gelmesi, yemeği, sofrası, ödevi ve gün bitti hadi yatağa… Her günümüzü böyle yaşamıyor muyuz?  Bu mudur yani, bu mu ?

 

Bütün bu telaşın içindeyken kendimizi tanımaya bile fırsat bulamıyoruz. Herkesi çok iyi tanıyoruz, onlar nelerden hoşlanır, neleri sevmez vs. gibi her şeyi en ince ayrıntısına kadar biliyoruz ama kendimize gelince yok. Sonuçta biziz yani tanımaya ne gerek var ki diye düşünebiliyoruz.  Çevremizdeki kişilerin neden o kişiler ve o olaylar olduğunu ya da bunun bir sebebinin, bir amacının olabileceğinin bile farkında değiliz. Çünkü biz hayatı aslında gerçekler dediğimiz yerden yaşıyor sanırken belki de yalan denen çıkmazdan yaşıyoruz. Belki de boş geçecek bir ömrümüz olacak, hiçbir şekilde almaya gönüllü olmadığımız, reddettiğimiz alanların farkındalığına bile kavuşamadığımız bir ömür… Kendimizi, bilgimizi, eğitimimizi, tecrübelerimizi en doğru yaptığımızı sandığımız ve hiçbir şey öğrenmeyi ya da değiştirmeyi kabul etmediğimiz alanlar…

 

Peki ya küçük molalar verebilseydik hayatta ne değişirdi? Hiç vaktim yok demeyin şimdi hiç mi boşa geçirdiğiniz vaktiniz yok yani? Güldürmeyin beni…

 

Bir baksanız mesela neler yaşadığınıza, neler ve kimler üstünüze geliyor bu aralar? En çok sizi ne bunaltıyor, göğsünüzü ne sıkıştırıyor? Neye sinir oluyorsunuz, ne tür insanlara ve neden sinir oluyorsunuz? Ne tür olayların tekrarını yaşıyorsunuz ve neden bunları tekrar tekrar yaratıyorsunuz? Size nasıl davranıldığında kendinizi kötü hissediyorsunuz? İşin sırrı size bunları yaşatan inançlarınızda ve bakış açılarınızda… Belki çok eskilerden gelen aşamadığınız bir şey var orada kendinizle ilgili, belki belli bir konudaki öğrencilik döneminiz çok da başarılı geçmedi ve hala aynı dersin sınavını vermeye çalışıyorsunuz, olabilir mi?

 

Ya çevrenizdeki herkes ilahi planın bir parçasıysa? Ya gerçekten yaşadığınız her şey size ihtiyacınız olan bir dersin farklı yollardan yansımalarıysa? Ya bütün deliler beni mi bulur dediğiniz yerde aslında öğrenmeniz gereken bir şey varsa? O size söylendiğinde sizi sinir eden sözler aslında kendinizle ilgili alıp kabul etmeye gönüllü olmadıklarınızsa? Belki de tüm kişiler ve olayların hepsi sizinle ilgili olan asla göremediğiniz ve görmeyi reddettiğiniz bir farkındalık açığa çıkaracaksa?

 

Fark et…

 

Farkındalık dediğimiz şey çok da zor değil aslında sadace olaya bak ve bul ya da bulamıyorsan soru sor ve bekle, farkındalık sana gelecektir.

 

Access Consciouness’ ın kurucusu Gary Douglas içinden çıkamadığınız her durumda soru sormanızın önemini vurgular ve şöyle der ‘’Sorular sizi güçlendirir. Cevaplar ise güçsüzleştirir.’’

 

Ve sor :

 

‘’Burada fark etmediğim doğru olan şey nedir?’’  

 

‘’Bu konuda doğru olan henüz anlayamadığım şey nedir?’’

 

‘’Bu kişinin öyle davranarak benimle ilgili vermeye çalıştığı mesaj nedir?’’

 

‘’ Bu olayda almam gereken ders nedir?’’.

 

O konuyla ilgili farkındalığınıza kavuştuktan sonra ise bilin ki bu tür durumlar hep size kendinizle ilgili sırlar veriyor. Farkına vardıktan sonra ancak o zaman bakış açılarınız ortaya dökülecek. Ve siz onları parmak şıklatması edasında buldukça içinize dönmeye başlayacak ve içinizin hangi duygusal derinliklerinden hayatınızı yaratıyor olduğunuzu kavrayacaksınız.

 

Yani kısacası sevgili okuyucular yaşadığınız her şey sizin bakış açılarınızdan, inançlarınızdan ve yargılarınızdan kaynaklanıyor. Olayların ve kişilerin hepsi size kendinizle ilgili bir şey anlatıyor, bir mesaj vermeye çalışıyor.

 

Tüm bakış açılarınızdan, inançlarınızdan, yargılarınızdan, kararlarınızdan ve sonuçlarınızdan kurtulursanız yeni bir hayat yaratabilirsiniz kendiniz için çok daha güzel olan. O zaman da zaten canınızı sıkan etrafınızdaki kişilerin ya da olayların size vereceği çok da fazla bir ders kalmayacaktır emin olun. Bu hayat daha güzel yaşanabilir tıpkı bir çocuk saflığında ve neşesinde. Çıkarsız, beklentisiz, koşulsuz ve yargısız…

 

Eğer ki tüm bu size yapışan inançlarınızdan özgürleşmeyi seçerseniz Access Bars Seansı almanızın size büyük bir katkısı olacaktır. Bir sonraki yazımda detaylarından bahsediyor olacağım.

 

Neşeyle kalın…

NELER SÖYLENDİ?
@
PUAN DURUMU
  •   Takım P O
  • 1 Galatasaray 69 33
  • 2 Medipol Başakşehir 66 33
  • 3 Beşiktaş 62 33
  • 4 Trabzonspor 60 33
  • 5 Yeni Malatyaspor 47 33
  • 6 Antalyaspor 45 33
  • 7 Atiker Konyaspor 43 33
  • 8 Fenerbahçe 43 33
  • 9 Alanyaspor 43 33
  • 10 Çaykur Rizespor 41 33
  • 11 Kayserispor 41 33
  • 12 MKE Ankaragücü 40 33
  • 13 Kasımpaşa 39 33
  • 14 Sivasspor 38 33
  • 15 Göztepe 35 33
  • 16 Bursaspor 34 33
  • 17 BB Erzurumspor 32 33
  • 18 Akhisarspor 26 33
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
ANKET OYLAMA TÜMÜ
İş Hayatınızdan Memnun musunuz ?
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA