Giriş Yap Kayıt Ol
SAĞLIK | Tunçbilek Reklam
    SAĞLIK Kategorisi
    Raşitizm Hastalığı Nedir? Belirtileri Nelerdir? DETAY
    Raşitizm ...

    Raşitizm hastalığı, kemiklerin sağlıklı gelişmesini sağlayan fosfor ve kalsiyumun kemiklerde yeterince depolanamamasından dolayı, kemiklerin zayıf olmasına bağlı olarak ortaya çıkan bir hastalıktır. Raşitizm, kemiklerin zayıf olması ve özellikle küçük çocuklarda kemik gelişiminin normalden farklı olmasıyla kendini göstermektedir.   Raşitizm Hastalığının Belirtileri Nelerdir? Raşitizm hastalığı, her yaşta insanda görülmekle birlikte, en sık rastlanan, 2 ay ile 2 yaş aralığında bulunan bebeklerdir. Raşitizm hastası olan bebeklerde, yaşıtlarına göre daha geç diş çıkarma, daha geç emekleme ve yürüme gibi belirtiler baş göstermektedir. Yürümeye başlayan bebeklerde, bacaklarda eğrilik ve dışa dönüklük söz konusudur. Raşitizm hastası bebeklerin, yaşıtlarına göre boyları daha kısadır ve kasları oldukça zayıftır. Bu bebeklerin göğüs bölgelerinde şişlikler, el ve ayak bileklerinde ise genişlikler görülmekte ve özellikle baş bölgelerinde aşırı terleme olmaktadır. Bu belirtilerden sadece birinin varlığının bulunması, bebeğin raşitizm hastası olması için yeterli değildir. Bu belirtilerin birkaçının birden meydana çıkması durumunda, bebeğin bir uzmana gösterilmesi, hastalığın ilerlemeden tedavisi anlamında önemlidir.   Raşitizm Hastalığının Nedenleri Nelerdir? Kemiklerin sağlıklı bir şekilde gelişmesi ve büyümesi için gerekli olan en önemli iki mineral, kalsiyum ve fosfordur. Bu iki mineralin kemiklerde yeterince depolanması için, D vitamini büyük bir etkendir. D vitamini eksikliği, bu iki mineralin depolanmasını ve bağırsaklardan emilimini güçleştireceğinden, raşitizm hastalığına neden olacaktır. Raşitizm hastalığının tek nedeni D vitamini eksikliği değildir. Genetik faktörlerde, raşitizm hastalığında etkili olmaktadır. Raşitizm hastalığının teşhisi uygulanan kan testi ile konulmaktadır.   Raşitizm Hastalığının Tedavisi Nasıl Yapılır? Raşitizm hastalığının tedavisi oldukça kolay olmaktadır. Raşitizm hastalığında önemli olan, bebekteki belirtilerin gözlemlenmesi ve teşhisinin yapılmasıdır. Raşitizm hastalığının tedavisi, D vitamini takviyesiyle yapılmaktadır. D vitamini takviyesi genel olarak ağız yoluyla olabildiği gibi, bazen kasa yapılan iğne ile de yapılabilmektedir. Vücutta bulunan D vitamini yeterli seviyeye ulaştığında, hastalığın verdiği belirtiler ortadan kalkacaktır.   Raşitizm Hastalığından Korunmanın Yolları Nelerdir? Raşitizm hastalığından korunabilmek için, sağlıklı beslenmek önemlidir. Özellikle deniz ürünlerinin bol bol tüketilmesi ve balık yağı kullanılması, raşitizm hastalığından korunmak için önemlidir. Anne sütüyle beslenen bebeklerde, doktor önerisiyle D vitamini takviyesi yapmak gerekebilir. Hazır mama ile beslenen bebeklerde ise, mamalarda D vitamini takviyesi bulunduğundan, bu takviyeye gerek kalmayacaktır. Bebeklerin D vitamini almasının en kolay ve etkili yolu, bebeğin günün belli saatlerinde,20-25 dakika kol ve bacaklarının güneşe çıkarılmasıdır. Güneşle birlikte alınacak D vitamini, bebekleri raşitizm hastalığından koruyacaktır.  

    Akupunktur Tedavisinin Uygulandığı Hastalıklar DETAY
    Akupunktur ...

          Akupunktur, ilk çağlardan beri, çeşitli hastalıkların tedavisinde, insanlar üzerinde uygulanan en eski tedavi yöntemlerinden biridir. Uzmanlar Akupunktur tedavisinin yaklaşık 4000 yıllık bir geçmişinin olduğunu belirtmektedirler. Eski çağlarda özellikle Çin ve diğer Uzak Doğu ülkelerinde yaygın olarak kullanılan ve geliştirilen akupunktur tedavisi bu gün birçok Avrupa ülkesi tarafından kabul edilmiş ve uygulanmaya başlanmıştır.    Akupunktur tedavisi nasıl uygulanır?               Akupunktur tedavisi vücut üzerinde bulunan belirli noktalara ve sinir uçlarına iğne batırılması suretiyle uygulanıyor. Akupunktur tedavisinin bilinen birçok hastalığa iyi geldiği, özellikle de iyileştirici, ağrı azaltıcı ve bağışıklık sistemi üzerindeki düzenleyici, dengeleyici ve güçlendirici etkisi tıp bilginleri tarafından kanıtlanmıştır. Akupunktur tedavisinin bolizmayı iyileştirici ve düzenleyici etkisi kilo vermek isteyen hastalara da oldukça yardımcı olmaktadır.    Akupunktur tedavisinin iyi geldiği başlıca hastalıklar    - Psikolojik hastalıkların tedavisinde kullanılıyor: Depresyon tedavisi akupunkturun en çok fayda sağladığı alanlardan biridir. Akupunktur tedavisi ile uyarılan sinir uçları vücuttaki gerginliğin azalmasını, sinirlerin gevşemesini ve ruhsal durumunun düzelmesini sağlıyor.    - Kas ve iskelet sistemi ağrılarında kullanılıyor: Akupunktur tedavisi oldukça güçlü ağrı kesici yöntemlerden biridir. Akupunktur, kas ve iskelet sistemi ağrılarının tedavisinde kullanılmak istendiğinde, daha etkili olabilmesi için bilinen fizik tedavi yöntemleri ile birlikte uygulanması gerekmektedir.    - Akupunktur tedavisi cinsel isteksizlik veya iktidarsızlık gibi rahatsızlıkların tedavisinde kullanılıyor: Akupunktur tedavisinin etkili olduğu alanlardan biri de cinsel rahatsızlıklardır. Vücuttaki belirli noktaların uyarılması, hücrelerin canlanmasına, kan akışının hızlanmasına ve daha zinde ve enerji dolu bir bünyeye sahip olmanıza olanak tanımaktadır.    - Daha canlı ve genç bir görünüme kavuşmak isteyenler için akupunktur tedavisi oldukça ideal bir yöntem olabilir: akupunktur tedavisinin canlandırıcı, harekete geçirici ve yenileyici etkisi cilt üzerinde de kendini oldukça hissettirmektedir. Uzak Doğu insanının oldukça genç ve parlak bir cilde sahip olmasında akupunktur tedavisinin de etkileri bulunmaktadır.    Modern yöntemler ile akupunktur tedavisi               Modern tıbbın en büyük amaçlarından biri de eski geleneksel yöntemleri modern tıp teknikleri ve teknolojik gelişmeler ile birleştirerek hastalarını iyileştirmektir. Bilinen en eski ve en etkili tedavi yöntemlerinden biri olan akupunktur tedavisi de modern tıbbın elinde şekillenerek hastalara şifa dağıtmaktadır. Gelişen teknoloji ile akupunktur artık sadece iğne ile değil birçok farklı yöntem ile uygulanabilmektedir. Bu yöntem, hastanın fiziksel ve ruhsal durumuna ve hastalığın seviyesine göre belirlenmektedir. Bu yöntemlerden bazıları şunlardır:    - Lazer  - Elektrik akımı  - Isı  - Basınç

    Çocuklarda Karaciğer Hastalığı DETAY
    Çocuklarda ...

    Karaciğer vücudunuz ve genel sağlığınız açısından oldukça kritik bir önem taşıyan organdır. Elbette tüm organların sağlıklı olması önemlidir fakat karaciğer oldukça hassas ve dikkat gösterilmesi gereken bir uzuvdur. Öyle ki bu organın rahatsızlığı sinsi olur, tanı konması kolay olmayacaktır. Hafif ya da önemsenmeyen belirtiler, halsizlikler karaciğer hastalığının birer işaretçisi olabilirler. Karaciğer hastalıklarının özellikle çocuklarda da erken dönemlerde görülme ihtimali, bu konuya ayrıca bir dikkat edilmesi gerektiğini göstermektedir. İki aylık bir bebeğin uzayan sarılığı bile çocuklarda karaciğer rahatsızlığı belirtisi olabilmektedir. Miniklerin bu konuda karaciğer hastalıklarına yakalanmamaları yahut hastalıklarını hafif düzeyde atlatabilmeleri için oldukça dikkatli olunmalı ve bebekler ve çocuklar iyi takip edilmelidir.   Çocuklarda Karaciğer Hastalığı Belirtileri Nelerdir? Çocuklarda karaciğer hastalığının başlangıcında yeni doğan dönemindeki uzayan sarılık hastalığından bahsedilmektedir. Bu nedenle yeni doğan bebeğinizin sarılığının iki aya kadar uzaması yahut daha da sürmesi halinde bir doktora başvurmalısınız. Geçmeyen bebek sarılığı ileride çocuğunuzun karaciğer rahatsızlıklarına yakalanmasına zemin hazırlayabilir. Ayrıca bebeğinizin dışkısındaki sarılık da size safra yollarındaki bir rahatsızlığı haber verebilir. Henüz gelişmemiş olan safra yolları böyle belirtiler ortaya çıkarabilmektedir. Karaciğerden salgılanan safra ve safra yolları tedavisi erken dönemde yapılmalıdır. Çocuklarda karaciğer hastalıkları tanısı erkenden konulmalı ve önlemi alınmalıdır. Safra yolları gelişmemiş olan bebeklerde açık renkli dışkının yanı sıra ayrıca koyu renkli idrar da görülebilmektedir.   Çocuklarda karaciğer hastalığı belirtileri ise; vücutta görülen sarılıktır. Göz bebeklerinden cilde varan sarımsı renk size çocuğunuzun karaciğer rahatsızlığı yaşadığını anlatıyordur. Ayrıca büyüme ve gelişme geriliği, karında şişlikler, ciltteki sararmalar hastalığın tanısı için yeterli sebeplerdendir.   Çocuklarda Karaciğer Hastalığının Sebepleri Çocuklarda karaciğer rahatsızlıklarının görülme nedenleri birçok şeye bağlıdır. Örneğin bebeğiniz anne karnındayken yaşanılan enfeksiyon rahatsızlarından etkilenmiş olabilir. Ayrıca her hastalıkta düşünüldüğü gibi bu konuda da genetik yatkınlıklar yahut genlerden aktarılan hastalıklar söylenebilir. Ayrıca ağrı kesicilerin, ateş düşürücülerin ve antibiyotiklerin sık kullanımı ve yabani mantar türleri, Enfeksiyonlar gibi pek çok sebep de karaciğer rahatsızlıklarına sebep olabilmektedir.   Eğer çocuğunuz karaciğer hastalığına yakalanmış ise; artık ilaç tedavileri, diyetler, sağlıklı beslenmeler sizin yapabilecekleriniz arasındadır. Hepatit vakalarında aşı ile korunmak en temelde gelmektedir. Fakat karaciğer hastalığı başlamış ise tıbbın çareleri çocuğunuzu iyileştirecektir. İlerleyen vakalarda karaciğer nakli gereken durumlarda ise 4. dereceye kadar aile bireyleri canlı verici konumunda olacaklardır ve çocuğunuzun aile bireylerinden alınan karaciğer nakli ile eski sağlığına kavuştuğunu görmeniz sizi rahatlatacaktır.

    Akciğerde Nodül Nedir? DETAY
    Akciğerde Nodül ...

    Akciğer Nodülü akciğer bölgesine nüfus eden ve bir enfeksiyonun ardından geriye kalan bir kalıntı olarak iyi huylu ya da kötü huylu bir akciğer tümörü veya akciğer kanseri şeklinde o bölgeye geniş çaplı olarak veya küçük bir alana nüfus ederek oluşan rahatsızlıktır. Bunların büyüklükleri dört cm’den küçük olmaktadır. Akciğer haricinde başka bir organ kanserinin akciğere yayılması sonucu ile de meydana gelebilir. Akciğer Nodülünün özellikleri pek çok sayıda, düzgün bir yüzeye sahip olabilen, çerçevelenmiş şekilde olmaktadır. Aynı zamanda bu Nodüller kimi zaman da mililer ya da top güllesi biçiminde kendini gösterebilirler. Sağlıklı kişilerde de nüksedebileceği gibi kanser olma riski taşıyan kişilerde de meydana gelebilmektedir.   Hastalığın nedenleri ve belirtileri nelerdir? Akciğer Nodülünün nedenleri ise, ne için meydana geldiği kesin olarak belli değildir. Bunun pek çok nedeni olabilmektedir. Fakat en belirgin bir sebebi başka organlarda meydana gelen kanserin akciğer bölgesine yayılması şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Başka nedenleri ise, daha önceki dönemlerde atlatılan tüberküloz hastalığı (verem), çok fazla sigara tüketimi, iş gereği sürekli seyahat etmek gibi nedenler örnek olarak verilebilir. Akciğer Nodülü belirtileri genellikle kendini sürekli seyreden öksürük olarak belli edebilir. Bunun dışında öksürük ile ortaya çıkan boğazdan kanlı balgam gelmesi de söylenebilir. Ancak bu iki belirtinin dışında herhangi kesin bir belirtisi yoktur.   Akciğer Nodülü hastalığının teşhis edilmesi ve tedavisi nasıl yapılır? Doktora müracaat edilmesi sonucunda çapları 1 cm’den daha büyük olan Nodüllere büyük Nodül, 1 cm den daha küçük çapta olan Nodüllere ise, küçük Nodül adı verilir. 3 cm den daha büyük olan Nodüllere ise kitle denir. Elbette ki akciğerde meydana gelen her Nodül oluşumu kanser ihtimaline işaret etmemektedir. Buna ilerleyen zamanlarda ilgili doktor karar verecektir. Fakat her hastalıkta olduğu gibi burada da erken teşhisin önemi oldukça fazladır. Akciğer Nodülü tedavisi için ilk adım, Bilgisayarlı Tomografi yani BT yapımıdır. Bu sayede görüntü kalitesi yüksek olduğu için, hemen meydana gelen oluşumlar görülmektedir. Belli bir zaman geçtikten sonra tespit edilen Nodülün seyrine göre iyi ya da kötü huylu olduğu anlaşılmaktadır. Daha sonra ise, kötü huylu ise yani kanser tehlikesi yaratıyorsa, bu durumda cerrahi müdahale yapılmaktadır. Cerrahi müdahale için ise, kapalı operasyon şeklinde olan ve iki cm’lik bir kesik açılarak işlemler yapılır. İçeriye kamera yardımı ile gereken işlemler yapılır.

    Karaciğer Tedavisi DETAY
    Karaciğer Tedavisi

    Karaciğer kuşkusuz vücudunuz için en önemli organ. Bu organın rahatsızlanması da tüm vücudu etkiler. Karaciğerin rahatsızlanması öyle kolay kolay da belirti vermez. Karaciğer rahatsızlıkları çok sinsidir, ağrı ve acı vermez ve vücutta pek de bir belirti göstermez. Bu nedenle karaciğer sağlığınıza oldukça dikkat etmelisiniz. Sağlıklı bir vücut ve sağlıklı bir karaciğer için düzenli, dengeli beslenmeli, düzenli egzersizler yaparak sağlıklı ve fit bir vücudunuz olmasını sağlamalısınız ve de bunu korumalısınız. Karaciğer rahatsızlıklarının başında karaciğer yağlanması gelir ki bu da tüm vücudu etkileyen bir rahatsızlıktır. Bunun için kilo kontrolü yapmalı ve belli aralıklarla karaciğerinizi uzman hekimlere muayene ettirmelisiniz.   Karaciğerinize İyi Bakın Düzenli ve sağlıklı besleniyorsanız ve spor da yapıyorsanız sağlıklı olmak için uğraşıyorsunuz demektir. Fakat karaciğerinizin sağlığı dışarıdan pek de belli olmayacaktır. Ancak bir doktora gittiğinizde, ilgili kan tahlilleri ve birtakım testler yapıldıktan sonra ancak karaciğer rahatsızlığınız ortaya çıkabilecektir. Bunun yanında eğer gün içerisinde fazlaca bir halsizlik duyuyorsanız, karaciğerinizden şüphelenmelisiniz. Hiç geçmeyen kronikleşmiş bir halsizliğiniz varsa hemen karaciğer hastalığı riskiyle mutlaka bir doktora başvurmalısınız. Halsizliğinizin yanı sıra eklem ağrıları, konsantrasyon bozukluğu, etten tiksinme, karnın sağ tarafından bir baskı hissi ve şişkinlik, vücutta sürekli kaşıntı, idrarda koyuluk, mide bulantısı, kusma, cilt ve gözlerde sararma, iştah kaybı ve kilo değişimleri görüyorsanız hemen bir doktora başvurmalısınız.   Karaciğer Tedavi Yöntemleri Karaciğere dair pek çok hastalık bulunuyor. Bunların başında karaciğer yağlanması, karaciğer yetmezliği, karaciğer büyümesi, hepatit, siroz ve karaciğer kanseri gelir. Tıp oldukça ilerlemişken bu hastalıkların elbette tedavisi mümkündür. Karaciğer hastalıkları tedavisi için öncelikle hekim kontrolünde ilaçlarınızı kullanmalı ve sonrasında ise yaşamınızı düzenli bir hale getirmeli, eski yanlış, düzensiz yaşam biçiminizden bir an önce kurtulmalısınız. Bunun yanında en önemli husus da zararlı bir alışkanlığınız yahut bağımlılığınız varsa bundan derhal kurtulmalısınız.   Karaciğer hastalığı tanınız konduysa ve birtakım ilaç ve tedaviler uygulanıyorsa bunun yanında sağlıklı bir yaşama da kanat açmanız gerekecektir. Kilonuz ne olursa olsun bel bölgesi yağlanmanıza bir an önce dur demelisiniz. Ardından sağlıklı ve doğal yiyecekler tüketmeye özen göstermelisiniz. Geç saatlerde ve aşırı yağlı, zararlı yiyecekler tüketerek karaciğerinizi yormaktan da vazgeçmelisiniz. Sağlıklı ve dengeli beslendiğinizde vücudunuzun hızla sağlığına geri kavuştuğuna şahit olacaksınız. Tüm bunların yanında düzenli spor yapmalısınız. Tabi ki tüm bunlar doktorunuzun kontrolü ve izin verdiği ölçüde olmalı. Sağlıklı beslenme, spor, ilaçlar ve tedaviler sonunda bir sonuç alınamasa dahi karaciğer nakli ile bu hastalıktan kısa sürede kurtulmanız mümkün olacaktır.

    Karaciğer Değerleri Nelerdir? DETAY
    Karaciğer ...

    Karaciğer de bulunan ve vücutta gelişen herhangi bir hastalık sonucunda yükselen, düşen değerler bulunmaktadır. Bu karaciğer değerleri vücudun düzenli bir şekilde çalışmasını sağlar. Yapılacak olan kan testleri ile karaciğer değerleri gözlenebilir ve herhangi bir hasarın olup olmadığı tespit edilebilir. Eğer değerler de bir alçalma veya yükselme görülürse vakit kaybetmeden tedavi yoluna gidilmelidir. AST; Normal Değerleri, 10-34 arasında olması gerekmektedir. Karaciğer, pankreas, kas dokusu ve hücrelerin içinde bulunan bir enzimdir. Karaciğer hastalıklarının yanı sıra, bazı kalp hastalıkları ve travmalar sonucunda yükselebilir. Ayrıca böbrek yetmezliğinde ve B vitamini eksikliği olması halinde de değer düşük çıkacaktır. ALBUMİN; normal standartta olması gereken değer 3,8 ile 5,4 arasındadır. Karaciğer tarafından sentezlenen bir proteindir. Karaciğer sirozu ve kanser hastalıklarında albümin değerinde düşme yaşanır. ALKALEN FOSFATAZ; olması gereken değer 39-90 arasındadır. Çocuklar da bu değer 300e kadar yükselme gösterebilir. Karaciğer ve pankreas hastalıkları, safra yolunda taş oluşmasında ve Paratiroit bezinin fazla çalıştığı durumlar da bu değerler yükselebilir. ALT; normal şartlarda olması gereken değer 9-43 arasındadır. Siroz, karaciğer hastalıkları ve kalp krizlerinde kullanılan bazı ilaçlar bu değeri yükseltebilir. BİLİRUBİNLER; kanda ki bilirübinlerin parçalanması sonucu ortaya çıkar. Karaciğer sirozu ve safrada oluşan hastalıkların sonucunda kanda ki değerleri yüksek görülebilir. GGT; olması gereken değerler 11-43 arasındadır. Alkole bağlı karaciğer sirozunda değerli Bir enzim görevi görür. Ayrıca safra yolları tıkanıklığı ve pankreas hastalıkları durumunda kanda ki değeri yüksek çıkmaktadır. ÜRE; normal değerleri 10-50 arasında olmalıdır. Metabolizma sonrası karaciğerde oluşan azot böbrek yolu ile dışarıya atılır. Azotun %80 oranında ki çok büyük bir kısmı ise üre meydana getirir. Bu sebeple böbrek fonksiyonlarında oluşan bir hastalık sonucu ürenin kan değeri yüksek çıkabilir. KREATİNİN; normal şartlarda olması gereken değeri 0,7 ile 1,5 mg arasındadır. Böbreğin süzme hızını değerlendirme de kullanılan Glomerüler Filtrasyon böbreğin çalışması hakkında bilgi verir. Böbrek yetmezliklerinde, enfeksiyonlarda, karaciğer sirozu ve sıvı kayıplarında üriner sistem tıkanır ve kan değerinde yükselme yaşanır.    ÜRİK ASİT; Olması Gereken Değerler 3,4 İle 7,0 Arasındadır. Ürik Asitin Bir Kısmı Sindirim sisteminde kalırken diğer kısmı böbrekler yoluyla atılır. Metabolik hastalıklar, gut hastalığı, anemi ve kanser teşhislerinde bu kan değerinde artışlar yaşanmaktadır. AMİLAZ; Normal Değeri 82den Küçük Olmalıdır. Akut Pankreatit, Kronik Pankreatit Gibi hastalıklar da değer yükselebilir. Aynı zamanda ülsere bağlı safra kesesi taşlarında da bu değer de yükselme gözlenmiştir.

    Burunda Kemik Eğriliği Nedir? DETAY
    Burunda Kemik ...

     Burun 4 ana bölgeden oluşmaktadır. Üst kısmı burun kökü, orta kısım burun sırtı, burun ucu ve burun deliklerinden oluşur. Bu dış yüzeyin anatomik özelliğidir. Yapı olarak da burun kıkırdak, kas, kemik ve bağ dokudan oluşmaktadır. Kemik yapı üç kısıma ayrılmaktadır. Bu kısımlar, burun kemiği, yanak kemiğinin bir bölümü, alın kemiğinin bir bölümüdür. Kıkırdak yapıda üç bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler, üst yan kıkırdak, alar kıkırdak, aksesuar kıkırdaklardır. Burunun nefes alınan kısımda boşluğa uzanan kısmına, nazal kavite adı verilir.    Burun Kemiğinde Oluşan Eğrilik               Burun kemiğindeki eğrilik kıkırdak kemiklerden kaynaklanan bir problemdir. Burun içerisinde ön tarafta bulunan kemik kıkırdak kemiktir, arka tarafta bulunan ise kalın kemik yapıdır. İdeal yapıdaki kemik, burnun sol ve sağ iki tarafına eşit uzaklıkta bulunur. Burun eğriliği ise bu kemik yapısının sağ ve sola tarafa doğru kaymasından oluşmaktadır. Burun eğriliğinin oluşmasının birçok sebebi olabilir. Doğum esnasında oluşabilir. Hatta genetik olarak oluşum dahi mümkündür. Dışarıdan gelen darbeler ile de oluşabilmektedir. Burunda oluşan eğrilik oranı çok yüksek değil ise genelde dışarıdan çok fark edilmez. Bu eğrilik bazı durumlarda çok ciddi ise, nefes almada sıkıntı yaratabilir.    Burun Kemik Eğriliği Giderilebilir mi?               Nefes alma ve nefes alırken hırıltı gibi rahatsızlıklar oluşuyorsa doktora başvurduğunuzda ilk etapta her hangi bir darbe oluşup oluşmadığı incelenir. Daha öncesinde bir burun ameliyat geçirip geçirmediğiniz incelenir. Burnun iç kısmı için bilgisayarlı tomografi ve endoskopik muayene ile görüntülenerek inceleme altına alınır. Bu tetkikler sonucu burun kemiğinde eğrilik olduğu tespit edilirse, uygun tedavi seçenekleri hastaya sunulur. İki çeşit burun ameliyatı uygulaması yapılabilir. Rhinoplasti uygulaması, hastanın burun şeklini değiştirerek yapılan bir çeşit operasyondur. Septoplasti uygulaması ise, fonksiyonunu yerine getirmeyen burunlarda uygulanır. Çok ciddi problem yok ise belirli bir yaştan sonra müdahale yapılmaktadır.    Burun Kemik Eğriliği Ne Gibi Sorunlara Sebep Olur?    -Burun eğriliği problemi genel olarak tıkanıklık olarak kendini göstermektedir.  -Geceleri daha fazla kendini gösterir. Uyurken horlama, fazla ve yeteri kadar nefes alınamadığı için çabuk yorulma, baş ağrısı, geniz de akıntı ve öksürük gibi rahatsızlıklara sebep olur.               Burun tıkanıklığından dolayı nefesin ağızdan alınması, nemli hava solunumuna sebep olur. Bu da kronik faranjiti destekler. İleri boyuttaki eğrilikler için, yeterli nefes alınamadığı için bronşit oluşumuna sebep olabilir. Yetersiz nefes almak zaman ilerledikçe ve yaş arttıkça, kalp ve akciğer hastalıklarına sebep olabilir veya oluşan hastalıkların iyileşmesini geciktirebilir.  

    Varis Herkeste Görülebilir Mi? DETAY
    Varis Herkeste ...

        Varis, en fazla kadınlarda oluşur. Oluşturduğu görüntü bozukluğu sebebi ile de çok hoş karşılanmaz. Genelde kadınlarda oluşmasının sebebi kadınların hormonal yapısıdır. Kadınların vücudundaki hormanlar varis oluşmasına ve varislerin yayılmasına sebep olabilir.    Varis Nedir? Nasıl Oluşur?               Kalbin vücuda kan pompalaması sırasında kalp kapakçıklarının kapanmaması sonucu oluşan basınç ile toplar damarlarda genişleme görülür. Bu da bacaklarda varis oluşumuna sebep olur. Ağrılı bacak sancısı, ayakta kalındığında çabuk yorulma ve ağırlık hissi varis başlangıcının göstergeleri arasındadır. Bu şikayetler görüldüğünde bir doktora başvurduğunuzda henüz varis oluşma evresi gerçekleşmediyse tedavi ile oluşması engellenebilir.    Varis Kimlerde Görülür?    Varis oluşumu kilo, yaşam tarzı, meslek, cinsiyet gibi birçok faktöre bağlı olarak oluşum gösterebilir. Varis oluşumuna sebep olan en büyük etkenler şöyledir ;    - Spor yapmamak, günü hareketsiz geçirmek  - Mesleki yaşam gereği sürekli ayakta çalışmak veya sürekli oturarak çalışmak  - Yüksek sıcaklığa sahip yerlerde uzun süreli yaşamak  - Sigara kullanmak  - Alkol kullanmak  - Karaciğerde oluşan rahatsızlıklar  - Toplar damarlarda tıkanıklık olması  - Herhangi bir durum için sıcak uygulamaları  - Hamilelik  - Genetik ve kalıtsal özellikler ile gen aktarımı gibi sebepler varis oluşumunu tetikleyebilmektedir.    Varis Tedavi Edilebilir mi?               Bacaklarda bıçak batması gibi keskin bir ağrı görülmüyor ise ve damar izleri belirginleşmeye başladıysa varis başlangıcı görülüyor olabilir. Henüz ilerlememiş ise ağrı kesici bekan sulandırıcı hap tedavisi ile ilerleme durdurulabilir. Başlangıç evresinde çok fazla ilerleme görülmeyen durumlarda kısa süreli bir tedavi varis oluşumunu engeller. Eğer geç kalınmış ise ve varis oluşumu gerçekleşmişse farklı tedavi yöntemleri bulunmaktadır. Kompresyon tedavi de bunlardan biridir. Varis çorabı olarak da bilinen çorabın giyilmesi ile damarlara baskı uygulanır ve genişleyen damarların daraltılması sağlanır. Çok sık kullanılmayan diğer bir yöntem ise lazer tedavisidir. Genel olarak küçük kılcal damarlardan oluşan varisler için kullanılır. Kılcal damar içerisindeki kan lazer ışınları yardımı ile ısıtılıp kurutularak uygulama yapılan bir yöntemdir. Bunun yanı sıra gününüzde şuan da çok fazla kullanılmayan bir yöntem olan ameliyat yöntemidir. Kesim ve dikiş olmadan dışarıdan müdahale ile varis bölgelerini etkileyen bir tedavidir.               Lazer tedavisinden sonra çok fazla kullanılmamaktadır. İğne yöntemi ise kullanılan diğer bir yöntemdir. Bu yöntemde varis oluşumu ile belirginleşmiş olan damara iğne ucunda bir madde salınır. Bu madde damar çeperlerine yapışarak damarın daraltılmasını sağlar ve varis görüntüsü yok olur.

    İnsan Beyninin Bilinmeyen Yönleri Nelerdir? DETAY
    İnsan Beyninin ...

             İnsan beyni, evrenin en mucizevi ve bir o kadar da en gizemli yapısıdır. Bu yapıyı araştıran bilim dalları; nöropsikoloji, biyoloji ve psikolojidir. İnsan beyninin bilinmeyen yönleri, sırlar ve okuyanı hayrete düşürecek özellikleri arasında en ilginç olanları şu şekilde sıralanabilir.    - İnsanlarda üç farklı hafıza bulunur. Bunlar; uzun dönem, kısa dönem ve duygusal hafızadır. Kısa hafıza sadece 7 ögeyi aklında tutabilir. Telefon numaralarının 7 haneden oluşmasının altında yatan temel sebep budur.    - Beynin en rahat seçtiği renkler açık yeşildir. Sarı-yeşil ve açık yeşil, görülebilir renk aralığının ortasında yer alır. Beyin renkler hakkında bilgi almaktan ziyade, renkler arasındaki ton farkıyla ilgilenir. Sayılan bu renkler sakinleştirici ve yatıştırıcı etkilerinden dolayı özellikle psikologlar ve psikiyatristler tarafından bilimsel çalışmalarda kullanılır.    - Zihinsel işlerin beyni yormadığı yapılan bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır. Araştırmalar en zor zihinsel işlerin yapılması sırasında bile beyni besleyen damarlardaki kan akışının sabit kaldığını ölçmüştür. Bilim insanları beyninin yorgunluğundan ziyade ruhsal durumun yorgunluk hissi üzerinde etkili olduğunu kabul ediyor. Bilinçaltının beyinden daha akıllı ve güçlü olduğu da söylenebilir.    Düzenli Beyin Egzersizi Yapmanın Önemi Nedir?               Düzenli beyin egzersizlerinin beyni hastalıklardan koruduğu kanıtlanmıştır. Yapılan son araştırmalar özellikle Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıkların beyin egzersizleriyle önlenebildiğini ortaya koymuştur. Zihinsel aktivetelerin yeni dokular oluşturması hastalığı sadece kısıtlı dokuları etkilediği biliniyor ve bu durum hastalığın ilerlemesini etkiliyor.    - Yeni bir şeyler öğrenmek,  - Çılgınca denecek faaliyetlerde bulunmak ve  - Kişinin kendinden daha zeki olan ve bilgili insanlarla konuşması beyin üzerinde olumlu etkiler bırakıyor.               Duanın ve meditasyonun beyin üzerindeki olumlu etkileri de yayılan alfa dalgalarıyla kanıtlanan bir diğer gerçek. Bu sonuç insanların ibadet ettikten sonra daha az hastalanmalarını veya daha çabuk iyileşmelerini açıklıyor.    Beyin Vücuttan Daha Geç Uyanır!               İnsan uyandığında beyni tam uyanmaz. Bu nedenle sabahları algının daha kapalı olduğu söylenebilir. Bu nedenle erken saatlerde yapılacak beyin egzersizleri son derece önemlidir. Sabah kalkıldığında televizyonu açmak yerine birkaç sayfa kitap okumak çok daha faydalıdır.    Beyindeki Sıvı Miktarı!               Beynin %75'i sudur. Etkili bir beyin egzersizi için yeteri kadar sıvı alınmış olunması gerekir. Beynini sağlıklı tutmak isteyenlerin de yeterli miktarda su içmesi tavsiye edilir. Kilo kaybetmek amacıyla sıvı kayıpları yaşanması halinde beyin de bu süreçten olumsuz olarak etkilenecektir.    Beynin İletişimdeki Yeri Nedir?               Erkeklerin konuşmasını, kadınların konuşmasına oranla daha iyi anlayan beyin, erkek ve kadın seslerini de farklı yerlere kayıt eder. İnsan beyni bir kadının ne dediğini anlamak için ek kaynaklara ihtiyaç duyar. Halüsinasyonları daha çok erkeklerin görmesinin altında yatan sır da budur. 

    Ortodonti Tedavisinde Yaşın Önemi Var Mı? DETAY
    Ortodonti ...

       İdeal yaş aralığı 9-14 olmakla birlikte uzmanlar seyrek veya çapraşık diş sorunlarına her yaşta çözüm bulmayı başarır. Eski dönemlerde sadece çocuklarda görülen diş teli uygulamasının günümüzde yetişkinlerde uygulanmasının esası da bu tıbbi gelişme yatar.               Erişkinlerin ortodonti tedavisini tercih etmelerinin temel nedeni estetik görünüm olarak açıklanabilir.    - Erken kayıplar veya  - Diş etinde yaşanan hastalıklar dişlerde yaşanan kaymanın sebebi olarak gösterilebilir.    Ortodontik Tedavi İçin Üst Yaş Sınırı Kaçtır?               Gelişen tıbbi yenilikler sayesinde ortodonti tedavilerindeki üst sınır ortadan kalkmış durumdadır. Dokuların sağlam kalması şartıyla ileri derecede diş eti hastalığı olan erişkin ya da gençlerde ortodonti tedavisi yapılabiliyor ve beklenen sonuca ulaşılır.               Kemik içindeki dişe yer değiştirmek olarak açıklanabilecek uygulama sayesinde dişlerle kemik arasındaki yumuşak doku ve bu dokudaki milyonlarca life basınç uygulanır. Tedavi süreci göz önüne alındığı zaman uygulamanın gençlere yapılması çok daha kolay ve başarılı olur.    -Dokuların tedaviye daha hızlı cevap vermesi ve  -Mevcut genç yapının uygulanan basıncı daha iyi tolore etmesi sonucun daha başarılı ve kısa sürede gözle görülür olmasını sağlar.    Ortodontik Tedavi İçin En İdeal Yaş Aralığı Nedir?               9-14 arasındaki ergenlik dönemi bu tedavi için en uygun dönem olarak gösterilebilir. Çok hızlı bir büyümeden gençlerde ortodontik bozukluk olması durumunda yenileme hızlı bir şekilde gerçekleşir. Tedaviye başlamak için en doğru yaşın 9-10 yaş arası olduğu söylenebilir. Bu yaşta başlanan çalışmalarda kötü değişim baştan engellenebilir.               Belirlenen ideal yaşta tedaviye başlamak daha kesin sonuç verse de sürecin daha uzun olacağı da baştan bilinmelidir. 9 yaşında takip altına alınan bir hastanın en erken 14 yaşına kadar kontrol altında tutulması gerekebilir. Daha hafif, kalıcı ve iyi bir tedavi yapılmasına imkan tanıyan çocukluk yaşları dişerin istenen şekilde yerleşmesini sağlar.    Ortodontik Bozukluklar Neden Yaşanır?               Çapraşıklık ya da seyrek diş sorununun temelinde;    -Genetik faktörler,  - Süt dişlerinde yaşanan çürüklerin zamanında tedavi edilmemesi ve  -Çürüyen süt dişlerinin erken yaşta kaybı yatar.               Çapraz intikal adı verilen durumda; çocuklar anne ya da babadan küçük diş ve yine anne veya babadan büyük çene alabilir. Bu durum büyük diş ve küçük çene olarak da kendini gösterebilir. Süt dişlerinde yaşanan çürüklerin zamanında tedavi edilmemesi nedeniyle çene boyutunda küçülme ve dişlerin mevcut çeneye sığmaması durumu söz konusu olabilir. Çürüyen süt dişlerinin erken kaybedilmesi durumundaysa çürüklerinin yarattığı boşluk çene kemiğinin küçük kalmasına bu durum da çapraşıklık yaşanmasına sebebiyet verebilir.

    Fizik Tedavi Hizmetleri Neye Göre Belirlenmektedir? DETAY
    Fizik Tedavi ...

            Fizik tedavi hizmetleri, yaşanan yaralanmalar sonrasında ağrı oluşumunun önlenebilmesi için uygun olan hareketliliğin uzman kişiler gözetiminde yapılmasıdır. Yoğun ağrıların görüldüğü durumlarda kısa dinlenmeler ve molalar ağrıların hafiflemesi için iyi bir destek tedavisi olarak görülür. Bununla birlikte kişinin aktif hayatına devam etmesi en ideal seçenektir.    Fizik Tedavisi Nedir?    Hastanın ağrı eşiği dikkate alınarak gerçekleştirilen fizik tedavi destek programları,    - Sadece lisanslı fizyoterapistler gözetiminde yapılabilir.  - Tedaviye başlamadan önce insanların %75'e yakını sürecin ağrılı olduğunu düşünür.  - Fizik tedavi gören kişilerin %80'ine yakınıysa sürecin ameliyatlar için önemli bir natif     olduğu görüşünü savunur.    Fizik tedavi ve rehabilitasyon çalışmaları, fiziksel bozuklukların ve fonksiyonel aksaklıkların tanı ve tedavisinde kullanılır. Tedavi süreci boyunca vücuda dışarıdan;    - Sıcak veya soğuk uygulamalar,  - Elektrik akımları,  - Masaj ve egzersizle ağrıyı kesme çalışmaları yapılır.    Fizik Tedavi Hekimin Gerekli Görmesi Halinde Tek Başına Kullanılabilir mi?               Kas ve iskelet sistemi hastalıklarından yaralanmalara kadar farklı alanlarda uygulanan fizik tedavi hizmetleri ilaç dışı bir natif olarak değerlendirilmelidir. Ağızdan verilen ilaç tedavisine ek olarak devam eden çalışmalar gerekli görülmesi halinde tek başına da uygulanabilir. Fizik tedavi hizmetleri içinde anlam kazanan rehabilitasyon süreciyse doğuştan veya sonradan oluşan kaybedilmiş hareket kabiliyetinin tekrar kazandırılmasını sağlar. Tam donanımlı sağlık kurumlarının fizik tedavi ve rehabilitasyon servislerinde üzerinde çalışılan sağlık sorunları arasında;    - İskelet sistemi hastalıkları,  - Tüm romatizmal hastalıklar,  - Sinir sıkışmaları,  - İnme sorunu,  - Eklem sertliği,  - Spastisite ve  - Her türlü akut ve kronik sorunların tanı, tedavi ve takibi yapılır.    Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uygulamaları               Tıbbi ve cerrahi uygulamalarla tedavisi mümkün olmayan hastalıklar, kronik ağrılı durumlar ve fonksiyonel kısıtlılıklarda etkili bir tedavi imkanı sağlayan fizik tedavi seçenekleri günlük yaşamın kalitesini negatif olarak etkileyen durumlarda ve hastalığın ilerlemesi söz konusu olduğunda gereklidir ve faydaları kısa sür içerisinde kendini göstermeye başlar.    Fizik Tedavi Uygulamalarının Süresi Nasıl Belirlenir?               Uygulanacak tedaviye hekim ve fizyoterapist birlikte karar verir. Kişinin sağlık durumuna, hastalığın seyrine ve tedaviden alınan cevaba bağlı olarak çalışmalar yaklaşık 1 saatlik periyotlarda gerçekleştirilir ve en az 15 seans tekrarlanır.    Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uygulamaları Neyi Hedef Alır?               Fizik tedavi uygulamaları sırasında hasta ağrı duymaz. Çalışmaların hedefinde hastanın mevcut ağrılarının giderilmesi, ilaç kullanımının azaltılması, kasların gevşetilmesi, duruş bozukluklarının önlenmesi, dolaşımın olumlu yönde etkilenmesi, kasların güçlendirilmesi ve enflamasyonun giderilmesi hedef alınır.    Fizik Tedavinin Uygulanmaması Gereken Durumlar Hangileridir?               Hastada iltihaplı romatizmal durumun görülmesi, damar tıkanıklığı sorunu olanlar, vücudunda açık yara ve iltihaplı bölge bulunanlar ve eklemlerinde şişlik oluşan hastalar için fizik tedavi uygulamaları sakıncalı olabilir.  

    Çocuklarda 2 Yaş Sendromu Gerçek Mi? DETAY
    Çocuklarda 2 Yaş ...

      Çocuklar büyürken birçok farklı evreden geçiyorlar. Bunlar arasında ebeveynler tarafından en zor atlatılan dönemlerden biri olan iki yaş sendromu, bazen geçiştirilmeye ve farklı biçimlerde yorumlanmaya çalışsa da gerçek bir dönem. Bu dönemin rahat atlatılması için anne ve babaların 2 yaş sendromu hakkında daha fazla bilgi sahibi olması gerekli.     2 Yaş Sendromu Nedir?    -2 yaş, bebeklerin ilk kez anneden bağımsız olarak hareket etmeye başladığı bir dönemdir. Daha önce anne sürekli anne kucağında olmaya alışan ve ihtiyaçları annesi tarafından karşılanan bebek, 2 yaşında artık yürümeyi keşfetmiştir.    -Kendi başına yürüyebilen çocuk, bununla birlikte artık bağımsız bir birey olabildiğini idrak etmeye başlar.    -Yürüyen, koşan ve özgürce hareket eden çocuk bu evrede, hareketlerinin kesinlikle bir başkası tarafından kontrol edilmesini istemez. Ve kendisini sürekli kontrol etmek isteyen ebeveynlere karşı birtakım olumsuz davranışlarda bulunur. Bu davranışlar 2 yaş sendromu olarak adlandırılmaktadır.    2 Yaş Sendromunun Belirtileri Nelerdir?    -Bu aşamadaki çocuklar, çok hareketlidir. Çoğunlukla annelerinin uyarılarına kulak asmayarak başına buyruk davranmaya başlarlar.    -Bu belirtiler ile birlikte çocuk, kendi kendine yemek yemek, yolda yürürken annesinin elini tutmadan kendi başına yürümeyi istemek gibi davranışlarda bulunabilir.    -Bu evredeki çocuklar yemek yemek istemez. Uykusu geldiği halde uyumakta direnir. Anne ne söylüyorsa bunun tersini yapmak ister.    -2 yaş sendromunda görülen bu belirtilerde anne, eğer çocuğun hareketlerini kısıtlamaya başlarsa, çocuk agresif tavırlar sergiler.    -2 yaş sendromunun en ağır belirtilerinden biri olan agresiflik, çocuğun yüksek sesle ağlaması, eline geçirdiği nesneleri fırlatması, arkadaşları veya kardeşleri ile oyun oynarken her şeyin kendisine ait olmasını istemesi, bu isteği gerçekleşmeyince de onlarla kavga etmesidir.    2 Yaş Sendromunda Ebeveynler Neler Yapabilir?    -Bu aşamada aileler, hareketli olan çocukların enerjilerini harcayabilecekleri etkinlikler yaratmalı, onların kendilerini farklı aktiviteler ile ifade etmelerine yardımcı olmalıdır.    -Aile, çocukların huysuzluk ettiği konularda üzerine gitmemeli ve o anda dikkatlerini başka yöne çekmeye çalışmalıdır.    -Bu evrede çocukları olan ebeveynler, bir uzmandan yardım almaktan çekinmemelidir.    -Bir uzman gözetiminde gerçekleşecek oyun terapisi, faydalı sonuçlar sunabilir.    -Oyun terapisine giden çocuklar, burada diğer çocuklar ile kaynaşarak paylaşmayı öğrenecektir.    -Ayrıca tüm enerjisini burada sarf edeceği için agresif tutumlarından kurtulmaya başladığı görülecektir.    2 Yaş Sendromunda Neler Yapılmamalıdır?    -2 yaş sendromunda aileler çocuklarıyla inatlaşmamalıdır.    -Çocuğun öfkesi engellenmemelidir.    -Hayır sözcüğü sıklıkla kullanılmamalıdır.    -Uzun açıklamalar ve sıkıcı kurallar yerine, çocuğun özgürce oynayacağı ortamlar sunulmalıdır.

    Anevrizma Nedir, Nasıl Tedavi Edilir? DETAY
    Anevrizma Nedir, ...

       Beyinde baloncuk olarak bilinen anevrizma hastalığı damar duvarının en zayıf olduğu noktada genişlemesi ya da balonlaşması anlamına gelmektedir. Ağır baş ağrılarına neden olmasının sebebi de kan basıncının damarlara aşırı bir şekilde uygulanmasından kaynaklanmaktadır. Anevrizma hastalığının tehdit ettiği yaş aralığının bir hayli fazla olması nedeni ile çok dikkatli olunması gerekmektedir. İnsanların bu hastalığı daha kolay anlayabilmesi adına baloncuk ismi verilmiştir. Bir balon nasıl patlama özelliğine sahip ise anevrizma hastalığında damarın genişlemesi veya balonlaşması durumunda patlaması ve kanama olması durumu söz konusu olmaktadır.    Anevrizma Hastalığından Nasıl Korunabiliriz?               Hastalığın en büyük tetikleyicilerine bakıldığında karşımıza 3 önemli faktör çıkmaktadır. Bunlar;    -Stres  -Sigara kullanımı  -Alkol kullanımı şeklindedir.               Anevrizma 40 ve 50 yaşlar grubunda daha sık görülen bir hastalık olmasına rağmen çocukları da etkisi altına alabilmektedir. Damar hastalıkları ile bağlantılı olması durumunda küçük yaşlarda görülme olasılığı daha da yüksek olmaktadır.    -Anevrizma hastalığından kurtulmak ya da korunmak için en büyük tetikleyicilerinden sigara ve alkol kullanımından uzak durmak gerekmektedir.    -Sağlıklı beslenme, diyet ve egzersiz programlarına uyulması hastalığa yakalanmadan öncede yapılması gerekenler arasında yer almaktadır.    -Hastalığın teşhis edilebilmesinde baş ağrılarının önemi büyük olmaktadır. Stresli bir bünyeye sahip olanlarda kan basıncı daha yüksek olmaktadır. Bu nedenle stres yönetimi hakkında bilgi sahibi olmak önemlidir.    Anevrizma Hastalığı Nasıl Teşhis Edilir?    -Zamansız olarak meydana gelen kanamalar  -Kanama yaşanmadan önce meydana gelen çok şiddetli baş ağrılarının oluşması  -Şiddetli ağrı ve kanama nedeni ile şuur kaybının yaşanması anevrizma hastalığının belirtileridir.               Yukarıda belirtilen durumların meydana gelmesi durumunda hastanın acil olarak doktora başvurması gerekmektedir. Şiddetli baş ağrıları ve zamansız olarak yaşanan kanamalar anevrizmanın en büyük belirtileri arasındadır.    - Anevrizma Hastalığının Tedavisi Nasıl Yapılır?               Anevrizma tedavisinde ameliyat kaçınılmazdır. Bu nedenle 2 farklı yöntem ile hastalar ameliyat edilmektedir.    Açık Cerrahi Uygulaması    -Kafatasının açılması ile yapılan bu uygulamanın alanında uzman olan doktorlar tarafından yeterli koşullara sahip olan hastanelerde yapılması gerekmektedir. Anevrizma beyin içinde bulunarak klip yerleştirilir ve kan girişinin engellenmesi sağlanır.    Kapalı Tedavi Uygulaması    -Damar içerisinden anevrizmaya ulaşmak için kateter denilen tüpler kullanılır. Başarı oranı açık cerrahi uygulaması ile aynı orantıdadır.               İki tedavi yöntemi de hastaların eski sağlıklarına kavuşabilmesi için etkili olmaktadır. Hastalığın tespit edilmesinin ardından müdahale yöntemine uzman doktor tarafından karar verilmesi gerekmektedir. Anevrizmanın boyutu, yerleşim yeri, hangi yöntemin uygulanması gerektiği konusunda doktorun önerilerinin ve incelemelerinin hasta tarafından da bilinmesi çok önemlidir.

    Beslenme Şeklinin Sağlıkla İlişkisi Nedir? DETAY
    Beslenme Şeklinin ...

               Tüm medya ve sosyal medyada, sıklıkla karşımıza çıkan konulardan birisi, sağlık ile ilgili konularda beslenmeye dikkat edilmesi gerekliliğidir. Peki, bu kadar yaygın şekilde vurgulanan beslenmenin sağlıkla ne tür bir ilişkisi vardır ve bunu bu kadar önemli hale getiren nedir? Bu sorular aşağıda ayrıntılı olarak açıklanacaktır.    1. İnsan Vücudunun Yapısı               Beslenmenin sağlıkla olan ilişkisini anlamak için, öncelikle insan vücudunun yapısına göz atmak gerekmektedir. İnsan vücudu, ağırlıklı olarak su, bunun haricinde kas, kemik ve yağ dokularından meydana gelmektedir. Görüldüğü üzere, aslında vücudumuzu oluşturan her şey bir anlamda tükettiğimiz besinlerden meydana gelmektedir. Tabiki bu durum bu kadar basit değildir. Ancak şöyle söylenebilir, içtiğimiz su, vücudun su takviyesini, yağ ve yağlı besinler vücudumuzdaki yağı, et ve süt gibi proteinli yiyecekler ise kas ve kemik kısmını temel olarak düzenlemektedir. Bu, söz konusu ilişkinin en temel özetidir, ancak her biri kendi içerisinde oldukça yoğun ve karmaşık süreçlerden geçmektedir.    2. Beslenmenin Yetersiz Oluşu ve Hastalıkların Meydana Gelmesi               Bitkisel ve hayvansal kaynaklı her türlü yiyecek, kendi içerisinde vücudumuzdaki belli başlı sistemleri çalıştıracak özel alt moleküller barındırmaktadır. Bu moleküllerin açığa çıkması için gerekli olan enerjiyi bile vücut besinler yoluyla almaktadır. Şayet, sistemlerin çalışması için gereken herhangi bir besin maddesi alınmaz ise, o sistem çalışamayacak ve sonrasında işlevini kaybedecektir. Bu durum bizlere hastalık olarak yansımaktadır. Bir sistemdeki hasar ise, daha sonra başka bir sistemin çalışmasını engelleyecek ve vücut sağlığını git gide daha çok kaybedecektir.    3. Besin Maddelerinin İşlevleri               Vücudun besinleri kullanma mekanizmasının anlaşılması için bazı örnekler yolu ile açıklama yapılacaktır. Temel olarak, beslenme içeriğinde bulunması gereken beş çeşit besin ögesi vardır: karbonhidrat, yağ, protein, vitamin ve mineral. Karbonhidratlar, vücut içerisinde yakıldığında, enerji vermekle sorumludur. Ancak fazla alınıp, kişi hareket etmez ve bu karbonhidratları yakmaz ise, yağa dönüşmekte ve fazlası vücutta depolanmaktadır. En bilinen karbonhidrat kaynakları undan yapılan yiyeceklerdir. Esasen, diyetlerde öncelikle ekmeğin kesilmesi de bu sebepledir.               Proteinler, yumurta, et ve süt ürünleri gibi hayvansal gıdalarda çok sık bulunmakla birlikte, bakliyatlarda da sınırlı düzeyde mevcuttur. Proteinlerin temel işlevi kas yapısını şekillendirmektir. İç organlarımızın her birinin kas yapısında olduğu düşünülürse, proteinlerin ne kadar önemli oldukları da anlaşılacaktır. Yine yanma, kaza gibi sorunlarla karşılaşmış ya da vücut kondisyonunu geliştirmek isteyen kişilere bu tür besinlerin önerilmesinin nedeni de budur. Yağlar ise, tüm bu besinlerin içerisinde bir miktar bulunmakta olup, temelde yeni hücrelerin yapımında işlev gören, hormonların yapısını oluşturan ve çalışmasını sağlayan, dahası iç organların korunmasına yardımcı olan besinlerdir. Fazlası vücut ve hormon sistemlerini bozabileceği gibi, eksikliği de yine benzer sorunlara yol açacaktır. Bu temel besin ögeleri dışında vitamin, mineral ve su da, yine sistemlerin çalışması açısından önemli besin ögeleridir. Örneğin bir mineral olan kalsiyumun eksikliği, kemik erimesine neden olabilmektedir. Dolayısı ile bu ve bunun gibi örnekler, her bir besinin vücut sistemlerindeki rolünü açıklamaktadır ve beslenmenin sağlıkla ilişkisinin bu kadar önemli olmasının nedeni de budur.

    Bel Soğukluğu Nedir? Nasıl Tedavi Edilir? DETAY
    Bel Soğukluğu ...

      Bel soğukluğu, idrar yollarında, rektumda, üreme organları ve rahim ağzı gibi organlarda yerleşmiş olan bir bakterinin sebep olduğu bir rahatsızlıktır. Kadınlarda ve erkeklerde görülebilir. Bu rahatsızlık akıntılı iltihaba neden olur ve cinsel yolla bulaşır. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar arasında en çok görülen hastalıktır.               Hastalığın erkekten kadına geçmesi daha sık rastlanır ve kolaydır. Kadınlarda daha çok rahim ağzına yerleşir. Bel soğukluğu hastalığına neden olan bu bakteri sadece insandan insana geçme özelliği taşır. Kuru ortamda yaşayamayan bu bakteri, nemli ortama ihtiyaç duyar. Bu nedenle vücut dışında yaşayamaz. Erkeklerde daha çok idrar yapılırken yanma ve peniste akıntı şeklinde görülür.    Bel Soğukluğunun Belirtileri Nelerdir?               Erkeklerde, cinsel ilişkiden sonra altı veya yedi gün içinde ortaya çıkar. Hafif bir yanma ile başlar. Sonrasında şiddetlenir ve akıntı ortaya çıkar. Sarı renkte akıntı ile birlikte, akıntının yeri şişer ve kızarıklık meydana gelişir. Sık idrara çıkma durumu gözlemlenir. Belirtileri bunlar olmakla birlikte bazı hastalarda hastalık kendini gizleyebilir ve hiçbir belirti vermeyebilir.  Kadınlarda, idrar yollarında akıntı ile belirir. Sarı, yeşil renkte akıntı oluşur ve kötü bir koku yayar. Kadının adet düzeninde bozulma meydana gelir, adet dönemleri arasında kanama görülebilir. İdrarda yanma hissi oluşur. Cinsel birleşme sırasında üreme organlarında bir ağrı görülür ve intihap oluşur. Çok nadir karşılaşılsa da eklem ağrısına neden olabilir. Hamile kadınlarda bebeğe geçme tehlikesi vardır. Aynı şekilde bebekte kızarıklık ve akıntı oluşur.    Bel Soğukluğu Tanısı Nasıl Konur?               Bel soğukluğu hastalığının belirtilerine rastlandığında mutlaka doktora gidilmesi tavsiye edilir. Jinekoloji uzmanına muayene olunması önemlidir.    Bel Soğukluğu Tedavisi Nasıl Yapılır?               Hastalığın tedavisinde, belirtileri fark edip doktora gitmek ve erken teşhis çok çok önemlidir. Erken teşhis edilirse ve gerekli tedavi uygulanırsa çok kolay ve çabuk bir şekilde hastalık tedavi edilir. Hastalığın tedavi edilmesinde antibiyotiklerden yararlanılır. Genellikle birden fazla ilaç kullandırılarak tedavi edilir. Genellikle penisilin türü ilaçlardan faydalanılır. Doktor tarafından düzenli aralıklarla kontrol edilir, iyileşme sağlanması durumunda tekrar test yapılarak bakteri üreme durumu kontrol edilir. Böylece tedavi sonlandırılmış olur. Bel soğukluğu hastalığına yakalanan hastaların mutlaka eşlerinin de tedavi edilmesi gerekmektedir.    Bel Soğukluğu Hastalığından Nasıl Korunmalıdır?               Hastalıktan korunma yollarından en önemlisi ve en başta geleni şüphesiz tek eşliliktir. Birden fazla kişiyle birlikte olanlarda bel soğukluğu görülme riski daha fazladır. İlişki sırasında korunmak da bir diğer yöntemdir. Prezervatif kullanımı büyük oranda faydalıdır. Erken tanı çok önemlidir. Erken tanı ve tedavi ile başkasına geçmesi engellenmiş olur.