Giriş Yap Kayıt Ol
LİDERLİĞİN KARANLIK KORİDORLARI | Tunçbilek Reklam
LİDERLİĞİN KARANLIK KORİDORLARI

Bize ziya bolca kucakla getir.
Düştüysen çevreyi görmemendendir..

Tevfik Fikret

İnsan kaynakları disiplininde genellikle idareyiciler ve astlar arasındaki ilişkilerden ve meselelerden bahsedilir. Yönetim katının kendi içinde ilişkilerden konuşduğu pek vaki değildir. Hele hele bu ilişkilerin negatif olma gidişatında, neticelerinin işletme çalışanlarına nasıl yansıdığı mevzusu ise, bugüne kadar sanki tabu olarak kalmıştır.

Alttaki hikayede bu mevzuya değinilmeye çalışılmış, son yorum asıl yaşamda eş gidişatları yaşamış ve yaşamakta olanlara vazgeçilmiştir.

GÜÇ KÖY

“Güç Köy”, yararlı topraklar üzerinde, uçsuz bucaksız pirinç tarlalarıyla tanınan, yörenin en daha önceki köylerinden birisiydi. Köylünün tek uyum kaynağı olan bu pirinç tarlaları, çok uzaklardan köye suyu getiren sulama kanalları ile beslenirdi. Köylü her sene bu tarlalarda ailece mahsule çıkar, buradan kazandığı parayla kıt kanı uyumunu sağlardı.

Hacı amca, “Güç Köy”şan ikinci idareyicisiydi. Kendisi köylünün beğendiği, görmüş geçirmiş, senelerin kurdu sayılabilecek ve güzel sohbet birisiydi. Köyün birinci idareyicisine galibiyetsiz olduğu bahanesiyle merkezi yönet tarafından, kısa bir müddet evvel işten el sürükletilmişti. Zira köyün vaziyeti makûs sayılırdı. Pirinç tarlalarının su kaynakları kurumaya surat yakalamış, suları taşıyan kanallar çürümüş, virane haline gelmiş, tüm bu meselelere bir takat bulunamamıştı. Köylü ise elinde avucunda ne varsa harcamış, artık idareyicilerin eline bakmaktaydı.

Yönetenler  de vaziyetten haberdar olduğu için, -artık hangi düşünceyle bilinmeyen, herhalde Hacı amcaya takviye olsun diye- üç idareyici daha göndermişti “Güç Köy”e.

İnsanların amaçları alınlarında yazmıyor ya, bu üç idareyici de sözleşmişler sanki, üç eşkıyalar olup çıkmışlar, kazanç gelmez Hacı amcaya karşı cephe almışlardı. Hacı amcanın daha önceki hoş günleri yoktu artık. Her gün bir başka neden suratından, üç eşkıyalarla tartışıyordu. İşler giderek o ebada vardı ki, kuruyan tarlaları, çürüyen su kanallarını düşünen kimse yoktu artık. Her gün tartışılan yalnızca, “köyün neresi, kimin mesullüğünde olmalı?” sualinin cevabı idi.

Sonunda Hacı amca sanki darıldı, elini eteğini işlerden çekti. Yalnızca önüne konan belgelerle ilgilenmeye başladı. Sanki bir şeyleri umuyor ve ısrarla bekliyordu. Ama neyi beklediğini de kimseye söylemiyordu.

Üç eşkıyalar ise artık tarlaların ve kanalların mesullüğünü ellerine almışlardı. Ancak hemen ardından unuttukları bir asılla da yüzyüze geldiler. Bu işi öğrenmiyorlardı. Mertliklerine de toz kondurmayıp, bir şeyler yapmaya çabalıyorlar fakat çabaladıkça da durumu iyice batırıyorlardı. Öncelikle kanalları tamir etmek gerekiyordu. Nasıl tamir edeceklerini öğrenmedikleri için, yarım yamalak bir şeyler yaptılar, olmadı. Böyle olunca da herşeyi bir kalemde silip, sıfırdan yeni kanallar kazmayı düşündüler. Ancak ne yeterli paraları vardı ne de taakatleri.. Sonra kanalları vazgeçip, kuruyan su kaynaklarını iyileştirmeye çalıştılar. Suyu zati eksilmiş kuyulara toprak kaçırıp, iyice kuruttular, suyuna pislediler.

Köylünün tasayı, artık başında kimin bulunduğu değildi. O yalnızca tarlalarından bir an evvel mahsul alabilmek istiyordu. Hakikatinde yönet de bunu istiyordu.

Köylü evvel üç eşkıyaları dinledi. Baktı olacak gibi değil, Hacı amcaya dilen yakar oldu. Bu kanalları onarmasını, kuyuları daha derine açmasını bir o öğreniyordu. Bizzat yapmasa dahi en azından “ben de bu işte varım” diyebilirdi. Etraf köylerden tanıdıklarını da bu "rezaleti" çözmek için çağırabilirdi. Fakat hacı amca köyün daha önceki günlerine kavuşması için hiç elini uzatmadı, kendi kabuğuna çekildi, köyün ehemmiyetsiz meseleleriyle ilgilendi, ya da ilgilenir gözüktü. Belirli ki üç eşkıyalar onu çok üzmüşlerdi.

Yöneticinin, üç eşkıyaların Hacı amcayı üzdüğünden, Hacı amcanın da onların bireyinde köyün meselelerine küstüğünden haberi var mıydı, asla bilemeyeceğiz. Olsa ne şekilde tasalanırdı, onu da öğrenemiyoruz. Bildiğimiz, bu vaziyetin uzunca bir müddet böyle devam ettiği.

Bu hikaye, değişik yer ve isimler altında, gerçekten yaşanmıştır. Şimdi, adları bir de siz değiştirin. “Güç Köy”şan yerine bir işletme, Hacı amcanın yerine de bir lideri ya da bizzat kendinizi koyun. Ve durup, düşünün. Kaçınızın başından yukarıyadaki gibi bir hikaye geçti? Kaçınız Hacı amca gibi davrandınız? Başınızda ya da yanınızda, sizinle aynı işi paylaşan ve işten kavramayan insanlarla karşılaştığınızda ne yaptınız? Vazgeçip sendelemesini mi beklediniz, yoksa takviyeci olup, “köyünüzün birincil faydalarını” mi düşündünüz? Ve bu şartlarda işinizi ne kadar sürdürebildiniz?

Mutlaka hikayenin sonunu merak etmişsinizdir. Bu işi ellerine yüzlerine bulaştırmadan yapamacakları artık açık şekilde belirli olan üç eşkıyalar, bir sabah yönetici  tarafından işten alındılar yani işten el çektirildiler.. Hem de üç eşkiya aynı gün içerisinde. Yaşlı hacı amca artık eskiden olduğu gibi asıl yönetici olmuştu. O ve tüm hemşerileri artık çok mutluydu.. 

Her hikaye bu şekilde mutlu bitmese de kalbimizden bu şekilde mutlu sonlar geçmekte. Kim ne kadar kırıldı, kim eski işini tekrar aynı hevesle yapabilir mi bu başka bir hikayenin konusu..

 

Sağlıcakla kalınız..

39 kez görüntülendi. / 25-01-2019 tarihinde eklendi.